Bu Kıyafetler Sahiplerinden Daha Çok Ülke Geziyor

Küreselleşen dünyada elimizde tuttuğumuz akıllı telefonlardan, ayağımıza giydiğimiz ayakkabıya kadar günlük hayatımızda yer edinmiş olan pek çok nesne, pek çok insandan çok daha gezgin bir karaktere sahip. Emin olun şu an üzerinizde taşıdığınız kıyafetlerden birinde mutlaka ‘ Made in X’ (X’de imal edilmiştir’ şeklinde bir yazı göreceksinizdir. İmal edilen ülkeler değişse de,değişmeyen tek şey kıyafetlerimizin bizden çok daha fazla ülke görmüş olma gerçeği.BBC’i yazarlarından Katie Hope giysilerin yaptığı bu yolculukla ilgili bilinmeyen gerçekleri ele alan bir yazı yayınladı ve bizlere aslında oldukça karmaşık olan bir dünyanın, tekstil dünyasının kapılarını araladı.

Avrupa’dan Fas’a Bir Yolculuk

Her ne kadar kıyafetleriniz bir ülkenin ismi yer alsa da, bu o kıyafetin sadece bir ülkede üretildiği ve o ülkeden direk sizin satın aldığınız ülkeye geldiği anlamına gelmiyor. Pek çok kıyafet dünyanın farklı yerlerinde dolaştıktan ve pek çok sınırı geçtikten sonra bizlerin zevkine sunuluyor. Hatta iddia edebiliriz ki, kıyafetlerimiz çoğu zaman bizden daha fazla ülke gezmiş olabilir.

Gelin ele İspanyol tekstil firması Inditex’in ürünlerini alalım. Inditex ülkemizde de mağazaları bulunan Pull&Bear,Osyho ve Zara gibi markaların tedarikçi firması. Zara’nın kıyafetlerinde kullandığı malzeme pamuğun sürdürülebilir bir alternatifi olarak ön plana çıkartılan liyosel. Avusturyalı şirket Lenzing’e göre liyoselin üretimi için gereken liflerin başlıca kaynağıysa Avrupa’da bulunan ağaçlar.

Liyosel üretimi için gerekli olan bu lifler önce Mısır’a gönderiliyor ve burada ip haline geliyor. Ardından ipler kumaşa dönüştürülmek için Çin’e gönderiliyor. Çinde kumaşa dönüşen bu malzeme ardından boyama işlemi için İspanya’ya gönderiliyor. Boyama işlemi tamamlandıktan sonra kesim ve dikim işlemleri için kumaşlar Fas’a doğru bir yolculuğa çıkıyor. Daha sonra İspanya’ya gönderilip burada paketlenen ürünler, Inditex ürünlerinin yer aldığı 93 ülkeye doğru yolculuğa çıkıyor. Sizinse bu maceranın sadece Fas kısmından haberiniz oluyor. Çünkü satın aldığınız ürünün etiketinde ‘Fas’dan ithal edilmiştir’ ibaresi yer alıyor.

Inditex’in birçok ürünü, ya İspanya’daki genel merkezin yakınlarında veya Portekiz, Fas, Türkiye gibi coğrafi anlamda görece yakın ülkelerde yapılıyor. Bunun sebebiyse üretimin çok daha ucuza gerçekleştirilebilmesi. Aynı zamanda bu durum, şirketin yeni trendlere hızla cevap vermesine yardımcı oluyor.

Anlayacağınız üzere bizlerin günlük hayatında sık kullandığı tekstil ürünleri oldukça uzun ve meşakkatli bir yolculuk sonrasında raflardaki yerlerini alıyor. Üstelik kimi zaman bu yolculuk bu örnekten çok daha karmaşık da olabiliyor.

Arada pek çok tedarikçinin ve aracı kurumun olduğu bu üretim şekli ürünlerin nerelerde üretildiğinin takip edilmesini oldukça zorlaştırıyor.

Firmaların Bilgisi Yok

Katie Hope bu konuyla ilgili bir yazı yazma kararı aldığında aralarında H&M, Marks & Spencer, Gap ve Arcadia Group gibi birçok şirketin yer aldığı bir listeden üretim zincirleriyle ilgili bilgi almak istemiş ve firmalarla iletişime geçmiş. Ancak bu firmalar arasından sadece Inditex, yazının son yayın süresi dolana kadar yanıt vermiş.

Şirketlerin sosyal, etik ve çevreye yönelik tavırlarını inceleyen Ethical Consumer adlı gruptan araştırmacı Tim Hunt firmaların bilgi vermemesinin sebebini ise oldukça şaşırtıcı bir savla açıklıyor.

‘Şirketler büyük ihtimalle aldıkları malzemenin nereden geldiği konusunda hiçbir fikirleri olmadığı için yanıt vermemiştir.’

Üstelik tek neden bu olmayabilir. Bilindiği üzere 3. dünya ülkelerinde yaşayan insanlar oldukça zor ve sağlıksız koşullarda, oldukça az ücretlerle tekstil sektörü için çalıştırılıyor. Üstelik bu emek sömürüsü çok da gizli saklı bir durum değil. 2013’te 1100’den fazla kişinin öldüğü ve 2500 kişinin yaralandığı Bangladeş’teki Rana Plaza faciası tekstil sektöründeki emek sömürüsü ve sağlıksız şartları görmemizi sağlayan bir olaydı.

İşin daha kötü kısmı ise bazı markaların giysilerinin ne şartlar altında, nerelerde üretildiğine dair bilgisi bile bulunmuyor. Tekstil dünyasında 3 maymunu oynayarak elde edilen bu ucuz ürünlerin kökenini araştırmama eğilimi oldukça yaygın.

Takip Etmek İmkansız Değil

Christian Aid ve Baptist World Aid Australia adlı yardım kuruluşlarının hazırladığı ‘Barkodun Arkasında’ adlı rapora göre, en büyük 87 markanın sadece %16’sı kıyafetlerinin nerede dikildiğinin tam bir listesini yayınladı ve şirketlerin beşte birinden azı düğmelerin, fermuarların ve kumaşların nereden geldiğini biliyor. Rana Plaza faciasından sonra kurulan Fashion Revolution (Moda Devrimi) adlı kuruluş şirketlerin tedarik zincirleri konusunda daha açık olmaları için kampanya yürütüyor.

Grubun kurucusu ve Kreatif Direktörü Orsola de Castro, hazır giyim endüstrisinin büyük üretim talepleri ve ürünü podyumlardan raflara mümkün olduğunca çabuk yetiştirme telaşının, üretim sürecini ‘çok çok kaotik’ bir hale getirdiğini söylüyor.

‘Bir tişört, sadece dikim aşamasında bile birçok elden geçiyor. Çoğu marka, standart ürünlerinde tohumdan mağazaya kadar yolculuğu bilmiyor.’

Orsala de Castro daha yeni ve küçük markaların %100 oranında takip edilebilen ürünler üretebildiğini vurgularken, bunun büyük firmalar için kolay olmadığını vurguluyor.

Ancak unutmamak gerekiyorki, bir kıyafetin geçmişini takip etmek sanıldığı kadar zor değil. Bundan yaklaşık 10 yıl önce Washington’daki Georgetown Üniversitesi’nde uluslararası ekonomi dersi veren Profesör Pietra Rivoli yaptığı bir çalışmayla hepimize ilham olabilecek bir işe atmıştı. Amerika’nın en büyük market zincirlerinden olan Walmart’ta 6 dolara satılan bir pamuklu tişörtü takip etmek için yola çıkan Rivoli’nin çalışması başarıyla son bulmuş ve tişörtteki etiketle başlayan macera tedarik zinciri boyunca adım adım geri gidilerek tamamlanmıştı. Profesör Rivoli’nin çalışması “Küresel Ekonomide Bir Tişörtün Yolculuğu” adlı kitapta yayınlandı.

True Cost

Böyle bir yazının sonunda farkındalığı arttırıcı bir belgesel öneri paylaşmamak olmazdı! True Cost (Gerçek Maliyet) isimli belgesel bizlere tekstil dünyasının oldukça karanlık taraflarını keşfetmemiz için kapılar açıyor. Ülkemizde raflarda 10 TL’den yerini olan tişörtlerin arkasındaki karanlık ve üzücü üretim hikayesini gözler önüne seren belgesel daha önce kendinize hiç sormadığınız soruları sormanıza ve yepyeni bir bakış açısı kazanmanıza yardımcı oluyor.

‘Acaba 10 TL’ye her rengini almaya heveslendiğimiz kıyafetlere gerçekten ‘ihtiyacımız’ var mı ? Veya ucuza aldığımız her üründe gerçekten de bir şeyler kazanmış mı oluyoruz yoksa çok daha fazlasını kaybetmiş mi?’ 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir